İzvit Haber

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama
Temmuz 2018
P S Ç P C C P
            1
2 3 4 5 6 7 8
9 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29
30 31          

.:.

Resim Gönder

EN ÇOK OKUNANLAR

Sıra Delikler inceleme gezisi

Ramazan BAHAR

20 Ekim 2011, 10:25

Ramazan BAHAR

Sabahın ilk ışıklarıyla yine ayaktayım, Yukarı Çağlar’daki yalnız kaldığım evde (bu gezi için yalnız geldiğim) sabah bir şeyler atıştırdım, televizyon seyrediyorum.

Program yoğun bugün. Şehir dışından misafirlerimiz var ve onlarla birlikte “Sıra Delikler”i sonra yaylaları gezeceğiz. Dışarıda sabah ayazı var, yaz günü. Kuşluk vakti ve sonrasında hava ısınıyor ve sıcaklık oldukça artıyor.

Bir süre sonra Sevgili Abdullah Çıkrık’ın arabasının düdük sesiyle ayaklanıyorum. Jeepiyle evin önünde beni bekliyor. Hazırlanıp, fotoğraf makinemi de alarak hemen jeepe binerek Mehmet Aktürk’ün evine geliyoruz. Orada İstanbul’dan gelen Değerli Dost Mehmet Bildirici ve onun Konya DSİ’de birlikte çalıştığı ve Anamur’dan gezimize katılmak üzere gelen Fehmi Ersoy; yine gezimizi organize eden Ali Aktürk ile oğlu Deniz Aktürk var. Daha sonra Muhtar Necat Çınar da aramıza katıldı ve güzel bir kahvaltı yaptık.

Kahvaltıda, yöremizin tarihi yapılarıyla ilgili güzel bir sohbet vardı. Ben bölgemiz tarihi ve arkeolojik bilgilere çok yakın olmadığım için dinlemekle yetindim. Ara sıra bana da bir şeyler sorsalar da, “siz devam edin ben dinliyorum” demekle yetindim.

Kahvaltı bitimi yolculuğumuza başlamamız gerekiyordu. Öğle yemeği malzemesi ve yeteri kadar su alarak, jeepe bindik ve yola koyulduk. Yol oldukça dik, rampa, ama jeep için hiç sıkıntı yok, tırmanıp gidiyor. İlk durağımız, Keben yolundaki “Sultan Tahtı” oldu. Orası, “Sıra Delikler”in bitimi, yani antik su kanalından gelen suyun taksim edildiği, yerleşim yerine dağıtıldığı yerdi. Suyun, kayadaki oyuklarda dinlendirildiği, arıtıldığı bir sistemi gördük. Kanal kalıntılarını inceledik ve fotoğrafladık. Daha sonra “Keben Yolu”ndakitaş döşeme işçiliğini, asırlardır kullanıldığı halde hala aynı kaldığını gördük.

Yeni açılan yoldan yaylaya çıktık, taşlı tarlalardaki “patpat” ve traktör izlerini takip ederek Sorkun’a vardık.

Sorkun; bizim için, Yukarı Çağlar’da yaşayan insanlar için özel bir yer. Yaylamızın konaklama yeri. Günün yorgunluğu sonunda yaz eğlencelerinin düzenlendiği, büyük söğüt ağaçlarının altında hoş sohbetlerin yapıldığı, çeşmesinden akan buz gibi suyun, kana kana içildiği yer. Köyde yaşayan herkesin eskiden taş duvarlı, kapısı kıl çulla kapanan obasının olduğu yer. Her ne kadar şu anda birkaç oba ayakta kalsa da…

Yaz sıcağında buz gibi akan suyundan içtik bolca Sorkun Çeşmesi’nden. Eski koca koca söğütlerin kuru bir ağaç kazık olarak kaldığını görmek üzdü bizi. Yeni dikilen ağaçların yetişme ve büyüme çabasında olması biraz olsun sevindirdi.

Köyümüzün Muhtarı Necat Çınar, Sorkun’daki suyu, kullanılmayan dönemde köy içme suyu şebekesine dahil etmek için çalışma yaptıklarınısöyledi orada. Güzel bir hizmet olur tabi dedik.

Sonra tekrar yola koyulduk, “Say Harmanlar”a vardığımızda durup çevreye bakındık. Düğenle günlerce buğdayı saptan ayırmaya çalıştığımız günler aklıma geldi. Bu arada arabanın içinde seyahat ettiğimiz için çevreyi yeterince göremiyordum. “Kusura bakmayın ben arabanın üzerine çıkıp bağajda gideceğim” dedim ve bağaja çıktım. Böyle daha güzeldi tabi. Her yeri rahat rahat görüyor ve fotoğraflıyordum.

Bir sonraki durağımız Ayı Pınarı’ydı. Sıra Delikler’in başlangıç yeri. Oradaki kalıntıları yerinde gördük. Manzara çok hoştu. Çünkü yüksek kayaların üzerindeydik ve tüm vadi ayaklarımızın altındaydı. Serin serin esen yaz sıcağından, yüzümüzün ve dudaklarımızın gerildiğini hissediyorduk. Tabi yayla havası.

Oradaki incelememizden sonra tekrar yola koyulduk, yine taşlı tarlalardaki izleri takip ediyorduk. Yol boyu yer yer yeni dikilmiş meyve ağaçlarını gördüm. Hayretle baktım, susuz yetişen, gelişmiş meyve ağaçlarını görmek güzeldi. Çünkü meyve ağaçlarının çoğalması, köyümüze gelir getirmesidemekti. Atıl durumdaki yerlerin değerlendirilmesi demekti.

Yağlı Panır’a geldiğimizde kısa bir mola verdik ve oradaki sudan da tattık.

Tekrar yola koyulduğumuzda, Yukarı Çağlar yaylalarının bittiğini artık, “Kopuk Kaya”dan geçerek, Altıntaş Yaylası’na doğru gittiğimizi anlıyorum. Eşeğinin sırtında giden yakın köylü hemşerimize arabanın üzerinden selam veriyor, “hayırlı yoluculuklar” diliyoruz.

Yaylalardan dolana dolana Altındaş’a, Sevgili Abdullah Çıkrık’ın yayla evine geliyoruz. Bizi bahçesindeki çok güzel çiçekler karşılıyor, Ektiği sebzelerden, salatalık, hırtlak koparıp yiyoruz. Hoş bir yayla evi. Modern yapılmış bir ev, içinde her şey var. Yakınlardaki taş ocağından elektrik de almış. Hatta çoban için kapıya kadar bir priz çıkarmış ve çoban o prizden cep telefonun şarj ediyor.

Öğle oldu ve acıktık. Hemen sofrayı kurduk. Soframızda, zeytin, peynir, domates,salatalık, şebit ekmek, kaşar peyniri, biber… yani kahvaltılık.Yemeği yedikten sonra sıcacık bir yorgunluk çayı ve biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyulduk.

Bu kez güzergahımızda “Dedeli Yaylası” var. Toprak yolda arabanın arkasında toz kaldırarak “Dedeli Yaylası”na geliyor, yaylayı gören hakim bir tepede duruyoruz ve mavi dikenli, boz armutlu bu tepeden yemyeşil Dedeli Yaylası’nı seyrediyoruz. Sonra, tekrar yolumuza devam ederek, Onlu’nun yayla evini geçiyoruz ve kardeşi İkilinin yayla evinin yanından geçerken, orada gördüğümüz İkili'ye mağaraları gezeceğimizi ve dönüşte ayran içeceğimizi söyleyip kaya mezarlarına geliyoruz.

Dik yamacın üst kısmındaki kayalar oyularak yapılmış bu kaya mezarları. Kapı kısmında ilginç bir kilit sistemi var. İçlerinde bir insanın sığacağı kadar oyuklar olan mağaralar var. Zaman içerisinde tüm mezarlar açılmış. Mağaraların üst kısmına kırlangıçların ustalıkla yaptığı sağlam yuvalarını görüyoruz. Çokça var birbirinin benzer bu kaya mezarlarından.

Kaya mezarlarını inceledikten sonra İkili’nin bahçesindeki “Topak ve Sivri Erik”lerden yedik, sonra evine gelerek ayran içtik. Güneş enerjisinden ürettiği elektrikle gece aydınlatmasını sağladığını gürdük. Güzel bir olay, çünkü yaylalarımızda elektrik yok ve gece ancak gaz lambalarıyla ya da ocakların (şimdilerin şöminesi) ışığıyla aydınlanabilir.

İkindi vakti yaklaşmaya başladığında köye dönüşümüz başladı. Altıntaş Yaylası’ndan Değirmenönü’ne doğru uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra akşama doğru Köy”e geldik.

İkinci gün sabahındaKöyümüzde bulunan tarihi cami, önündeki tarihi çınar ve cami altındaki köyün içme sularından olan çeşmenin su kanalında incelemelerde bulunduktan sonra bu kez Ali Aktürk’ün arabası ile Aşağı Çağlar’da bulunan “Su Gözü”ne gittik. Ekibimizde bu kez ben Mehmet Bey, Ali Bey ve Oğlu Deniz ile Ahbullah Çıkrık var. Ermenek Vadisi’ne hayat veren bu Göksu Çayı’nın, kayaların arasından büngül büngül çıkışını, sonrasındakanallarla sulama suyu olarak kullanılmak üzere Aşağı Çağlar, Yukarı Çağlar ve Güneyyurt’a doğru yola çıkışını izledik.

Daha sonra kanal yolundan “Gavur Damı”ndaki bizim tarlaya gidip incir yedik. Buradan Ermenek’e gidip, Ermenek Kalesi, kale içindeki yerleşim yerlerini inceledikten sonra, Dekeçatı Vadisini gören hakim tepedeki çeşmenin yanında durup, Vadi’yi ve Dekeçatı Barajı inşaatını seyrettik.

Tekrar yola koyularak, kıvrım kıvrım dolanıp, Balkusan’a, Karamanoğlu Beylerinin türbesine geldik. Yeni restore edilmiş türbenin inşaatında çalışan Balkusanlı usta bize yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgiler verdi.

Balkusan’daki ziyaretimizden sonra tekrar yola koyularak, köye geldiğimizde akşam olmuştu.

Bu iki günlük gezimizin amacı, değerli dostumuz Mehmet Bildirici’nin Romalılar döneminde yapılan ve harika bir sisteme sahip su kanallarının tanıtılması, ilgilenen insanların hizmetine sunulmasıydı.

Başka bir deyişle, bu kanalın restore edilmesi, turizme açılması; dolayısıyla köyümüzde yaşayan birkaç kişiye ekmek kapısı açılması, köyümüze gelir getirmesiydi amacımız.

Günün bitiminde oturup neler yapabileceğimizi konuştuk misafirlerimizle. Biz ne kadar bağırsak sesimizin duyulamayacağını, işin uzmanı olan onların bizlere yardımcı olmalarını, sesimizi duyurmalarını istedik.Onlar da tabii ki böyle bir değerin ilgililerine duyurulması ve ilginin buraya yönlendirilmesi gerektiğini söylediler.

Bu amaçla, fotoğraf sergisi ve panel düzenlenmesi için girişimlerde bulunacaklarını düşündüklerini söylediler. Çektiğimiz fotoğrafların birer kopyasını da verdik onlara.

Umuyoruz ve diliyoruz ki, tarihi değerler toprak altında kalmaz. Sıra Delikler, Antik Su Kanalı gün yüzüne çıkar. İlgileri görmek için gelir, Koruma altına alınır o değer.

Bu sayede, köyümüzün üst kısmında olan ve sit alanı ilan edilen “Gavur Mezarlığı”nda kazı çalışmaları başlatılır ve orası da bir açık hava müzesi olarak değerlendirilir.

Bizler köyümüzün kalkınması, köyümüzdeki tarihi değerlerin gün yüzüne çıkarılması için yaptığımız her çalışmada heyecan duyuyoruz. Heyecanla yapıyoruz tüm çalışmaları. Bu heyecanı duyan dostlarımızın olması bizi mutlu ediyor. O dostlarımıza buradan teşekkürler ediyoruz, bizleri yalnız bırakmadıkları ve bizlerle birlikte aynı heyecanı duydukları için.

Saygılarımızla.

Bu haber 1117 defa okunmuştur.

RESİM GÖNDER>>>

Gönderdiğiniz resimler değerlendirildikten sonra sitemizde yer alacaktır.

HABER GÖNDERMEK İÇİN BURAYI TIKLA>>>

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Hasbihaller07 Ocak 2014

.

BAKMADAN GEÇME

GALERİ

Keben_1 Albüm

Keben_2 Albüm

Kaya Mezarları

Antik Kanal

Aldere

Kaynak adı yazılmadan alıntı yapılamaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

 Web Counters

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi